Hepatit B Virus (HBV) Enfeksiyonu, Hepatit B virusu olarak adlandırılan virusun neden olduğu ve iyileşmediği durumda kronik seyirli bir karaciğer hastalığıdır. Özellikle bu virus ile enfekte olan kan ve kan ürünlerinin kullanımı ya da cinsel yolla bulaşır. Bunun dışında doğum esnasında enfekte anneden bebeğe de bulaş söz konusudur.

Hepatit B Virus (HBV) Enfeksiyonu Akut dönemlerde hastalık çocuk ve erken yaş döneminde klinik bulgu ve belirtiler verir. Ancak yetişkinlerde klinik belirti ve bulguları çoğu kez fark edilmediği için hastalık ayaktan geçirilir ve bu dönemde tanı konabilme olasılığı son derece düşük olur. Hastalık erken dönemde fark edilmediğinden hastaların büyük kısmı hastalığı geçirdiğini ve antikor oluştuğunu sonradan öğrenir. Hastaların %10’unda altı aydan daha uzun süre iyileşme ortaya çıkmaz ise hastalık kronikleşir. HbV virusu kalıcı hale gelir ve hastalar bu virusu ya hiçbir yakınmaları olmaksızın taşıyıcı olarak devam ettirirler ya da hastalık ilerleyerek karaciğer dokusunda tahribat devam eder.

Hepatit B Virus (HBV) Enfeksiyonu Karaciğer dokusunda hastalığın ilerlemesine bağlı gelişen tahribat, siroz ya da karaciğer kanseri ile sonuçlanabilir. Kronik dönemde hastaların yakın takibi oldukça önemlidir. Bu sayede hastalığın ilerleyip ilerlemediği, tedavi gerekip gerekmediği belirlenir. Böyle hastalarda tedavinin amacı, karaciğer dokusu ve kandaki virus sayısını azaltmak, karaciğer dokusunda virusun neden olduğu ya da olacağı hasarı durdurmak ve Hepatit B Virus (HBV) Enfeksiyonu virusunu yok etmektir. Ancak tedavi sonunda virusun tamamen vücuttan yok edilebilme olasılığı son derece düşüktür. Tedavi sonrasında virusun kontrol altinda tutulabilmesi ve çoğalmasının önüne geçilmesi yeterli bir tedavi yanıtı olarak kabul edilir. . Böylece kronik Hepatit B  hastalarında ileri yıllarda ortaya çıkabilecek olan siroz ya da karaciğer kaynaklı kanserin önüne geçilmiş ya da  bu olasılık azaltılmış olur.

Hepatit B Virus (HBV) Enfeksiyonu özellikle virusu taşıyan kan ve kan ürünlerinin kullanımı ile bulaşır. Virusun  cinsel yoldan bulaşı da söz konusudur. HBV hastası annelerin bebeklerine doğum esnasında virusu bulaştırabildikleri saptanmıştır. Bunun dışında HBV’li hastalarla aynı evde uzun süreli yaşam virus bulaşı için kolaylaştırıcı bir zemin hazırlar. Horizontal bulaş olarak adlandırılan bu durum, daha çok fark edilmeyen ortak kişisel eşyaların (havlu, traş bıçağı vb) kullanımı sonucu gerçekleşmektedir. Bunların dışında  Hepatit B Virus (HBV) ’li hastaların yaraları ve vücut kesilerinin kapatılmaması sonucu yakın temas ile bulaş söz konusu olabilmektedir.

Bu tür uygulamalar sadece HBV açısından değil, hepatit C virusu, HIV gibi kan ve kan ürünleri ile bulaşabilen enfeksiyonlar için risk teşkil ederler. Bu nedenle uygun asepsi-antisepsi kuralları içinde uygulanması ve hijyenik şartlar gerekmektedir.

Doğum sırasında Hepatit B Virus (HBV) Enfeksiyonu bulaşı söz konusu olabilir. Bu olasılık %30-90 arasında değişmektedir. Böylesine geniş bir bulaş aralığını etkileyen asıl faktör virusun yükü ve virusa ait bulaşıcılık kapasitesini belirleyen göstergelerin varlığıdır. Bunlar arasında virus yükü önem taşımaktadır. HBV DNA olarak adlandırılan ve virusun çoğaldığını gösteren genetik materyalin varlığı bulaş açısından önemli bir göstergedir. HBV DNA varlığının yanı sıra sayısı da son derece önemlidir. Örneğin HBV DNA sayısının mililitrede 100.000.000 (108) ya da daha fazla olması bulaşın gerçekleşmesini son derece artırmaktadır. Diğer bir faktör de HBeAg olarak adlandırılan virusa ait antijenin bulunmasıdır. Bu antijenin pozitif olması da virus bulaşını doğrudan artıran bir faktördür. Her iki durumda da bulaş olasılığı %80-90’lara kadar yükselir. HBeAg’nin negatif olması virus bulaşını %40’lara kadar düşürebilir. HBV DNA sayısının düşük olması ya da saptanamayacak düzeyde bulanması da bulaş olasılığını %10’ların altına düşürür.

Bu konuda farklı görüşler bulunmaktadır. Bir kısmına göre bebeğin anne kanı ile temasını en aza indirecek yaklaşımların bulaşı azalttığı, bir kısmına göre de doğum şeklinin hiçbir şekilde bulaş olasılığını değiştirmediği belirtilmektedir. Yapılan çalışmalarda da doğum şeklinin normal ya da sezeryan olmasına göre HBV bulaş oranını etkilemediği gösterilmiştir.

Doğum esnasında enfekte olan bir anneden bebeğe bulaş söz konusu olabilir. Bu gibi durumda bebek halen Hepatit B Virus (HBV) Enfeksiyonun dan korunabilecek şansa sahiptir. Bunun için yapılması gereken uygulama ilk 12 (oniki) saat içinde Hepatit B aşısının ilk dozu ve Hepatit B immün globulin (0.5 mL) tek doz halinde bebeğe uygulanmalıdır. Bu şekilde yapılan bir uygulama bebeğin %99 oranında korunmasını sağlamaktadır. Yeterli koruyuculuk sağlanabilmesi için bebeğin kalan aşı programını tamamlamak gerekmektedir. Bunun için bir ve altıncı ay içindeki HBV aşıları tamamlanmalı, her beş senede bir rapel aşıları tekrarlanmalıdır.

Aşı ve immünglobulin uygulanan bebeklerde bulaşın olup olmadığını kontrol etmek ve koruyculuk durumunu belirlemek gerekir. Bu nedenle bebeğe 6. aydan sonra, daha ideali 9 ve 15. aylarda HBsAg ve Anti-HBs antikorları bakılır. Bebek düşük doğum ağırlıklı ise (<2 kg) bir doz fazla aşı yapılarak aşı sayısı dörde tamamlanmalıdır.

ÖNEMLİ NOT: HBV taşıyıcısı anne adaylarının doğum esnasında HBV aşısı ve Hepatit B immün globulin uygulaması için önceden hazırlıklı olmaları, immün globulin temini konusunda güçlük yaşamamaları konusunda doğumu gerçekleştiren hekimi ile görüşmeleri gerekmektedir.

Hepatit B Virus enfeksiyonu kan ve kan ürünü kullanımı ile bulaşmaktadır. Bunun dışında virusun hemen her vücut salgısında değişen oranlarda bulunduğu ve bulaş kaynağı olabileceği bilinmektedir. Aile içi yaşam şartları içinde hastalığın horizontal bulaşı olarak adlandırılan geçiş şekli daha çok ortak kullanılan diiş fırçası, traş bıçağı ve havlu gibi kişisel eşyalardan kaynaklandığı düşünülmektedir. Bunun dışında yemek tabağı, su bardağı, kaşık ve çatal ayrımı gibi önlemlere gerek yoktur. HBV taşıyıcısı ya da hastası ile aynı evde yaşamak yaşam düzenini değiştirilmesini gerektiren bir durum değildir. Bulaşık, banyo ya da çamaşır temizliği için ayrı bir önlem alınması gerekmez.

Damar içi uyuşturucu bağımlılığı ve ortak enjektör kullanımı,

Korunmasız cinsel ilişki ve birden fazla partner

Hemofili hastası olup trombosit süspansiyonu ya da taze donmuş plazma kullanım zorunluluğu

Organ transplant alıcıları

Uygun olmayan şartlarda yapılan her türlü cerrahi işleme maruz kalanlar

Riskli alanlarda yapılan dövme, akapunktur ve piercing uygulamaları

Uygun olmayan şartlarda yapılan diş çekimi ya da diğer cerrahi girişimler vb.

Hepatit C Virus enfeksiyonu virus bulaşından yaklaşık 15 gün ile 180 gün arasında ortaya çıkar. Hastaların çoğu bulaşın ne zaman ve nereden gerçekleştiğini merak ederler. Hastalığın ilk tespit edildiği anda bulaş kaynağı ve zamanını tespit edebilmek çoğu kez mümkün değildir. Öncelikli olarak kan ya da kan transfüzyon öyküsü, damar içi uyuşturucu kullanımı, dövme, piercing uygulamaları , kanamaya neden olan ciddi vücut travmaları, geçirilmiş küçük ya da büyük cerrahi operasyonlar araştırılmalıdır. Bunun dışında korunmasız cinsel ilişki de bulaş için kaynak teşkil etmiş olabilir.

Bütün Hepatit C Virusları aynı genotipe sahip değildir. Tedavi edilmesi planlanan hastalarda virusun genotip tayinini yapmak tedavi süresi ve olası yanıtın belirlenmesi açısından önemlidir. Genotip 2 ya da 3’e sahip viruslar, genotip 1’e oranla daha kısa sürede tedavi yanıtı oluşturmakta ve daha yüz güldürücü sonuçlar alınmaktadır. Genotip 1 hastaların tedavi yanıtları daha düşüktür.

Hepatit C Virus enfeksiyonlu hastalar periyodik olarak Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanına muayene olmalı ve kendilerinden istenen bazı testleri doktorun ön gördüğü şekilde tekrarlamalıdırlar. Bu testler içinde karaciğer fonksiyon testleri, hepatit C virus antikorları ve viral yük, rutin biyokimya testleri, idrar analizi, ultranosografi ve bazı özel kan testleri olabilir. Ancak bunların çeşidi, hangi sıklıkta hangisine bakılacağı konusu hekimin kararına göre değişir.

Karaciğer iğne biyopsisi Kronik HCV hastalarında hastalığın hangi aşamada olduğunu ortaya koyan en gerçekçi testtir. Tedavi öncesi hastalığın durumunu belirlemek için yararlı bilgiler verir. Uygulanacak tedavi sonrası yapılan biyopsi sonuçları da tedaviden elde edilen yararın gösterilmesi açısından önemlidir. Hastalığın erken ya da geç dönemleri en doğru şekilde karaciğer iğne biyopsisi ile anlaşılır.

Karaciğer iğne biyopsisi deneyim sahibi kişi ya da kişiler tarafından yapıldığı taktirde tehlikeli bir yöntem değildir. Yöntemin esası hijyenik şartlarda cilt altının uyuşturulması sonrasında steril bir iğne ile koltuk altı orta hatta yaklaşık 8 ve 9. kaburga arasından girilip karaciğer dokusundan bir iğne ucu kadar parça alınması işlemine dayanır. Bu işlem esnasında hastalar çok hafif bir ağrı hissedebilirler. Nefesini tutması ve hareketsiz olması bu ağrıyı ortadan kaldırır. İşlem sonrasında hastalar sırtüstü birkaç saat yatırılır. Uygulama yerine buz torbası konarak kanama kontrolü gerçekleştirilir. Hastalar birkaç saatlik dinlenmenin ardından ayaktan tekrar günlük hayatına dönerler.

Evet. Bu işlem öncesinde size “Onay Formu” adı altında bir belge imzalatılır. Bu belgeyi imzalatırken, hekim yapılacak işlem hakkında size ayrıntılı bilgi verir. Ne yapmanız gerektiği, işlemin ne kadar süreceği, nasıl bir yöntem izleneceği tek tek açıklanır. Siz tamamen bilgilendikten ve işlemin yapılmasını kabul ettikten sonra onay formu imzalatılır ve biyopsi işlemi gerçekleştirilir.

Hepatit B Virus (HBV) Enfeksiyonu Çocukluk çağında hastalığın klinik belirti ve bulguları çoğunlukla fark edilmeyecek düzeyde hafif ya da belli belirsizdir. Hastaların çoğunluğu ayakta, fark etmeksizin hastalığı geçirirler. Erken dönemde az sayıdaki hastalarda  akut viral hepatit bulguları ile karşılaşılabilir. Çocukluk çağında geçirilen enfeksiyonların kronikleşme olasılığı daha yüksektir. Özellikle doğum esnasında anneden bulaş söz konusu olduğunda hastalık %70’den daha fazla oranda kronik forma ulaşır. Bunun nedeni hastalığa neden olan virusa karşı immün sistemin tepkisiz kalmasırdır.

Yetişkinde hepatit B virus enfeksiyonu daha gürültülüdür. Hastalık belirtileri arasında halsizlik, yorgunluk, iştahsızlık, bulantı, kusma, ateş, başağrısı  ve karında gerginlik  olabilir. Hastalarda göz aklarında sararma, idrar renginde koyulaşma, bazen hafif ateş, eklem ağrıları da tabloya eklenir. Yemeklere karşı tiksinme hissi ve çabuk yorulma hissi tipik bulgular arasında sayılabilir.. Bu bulgulara sahip hastalar herhangi bir sağlık kurumuna başvurmalıdır.

Kronik HBV, hastalığın başlangıcından itibaren 6 (altı) aydan daha fazla süre devam eden HBsAg pozitifliği olarak tanımlanır.

·         HbsAg

 

·         Anti-HBs

 

Hepatit B aşısı yukarıdaki iki testte negatif olduğunda yapılmalıdır.

Kısaca hatırlatma yapmak gerekirse, HbsAg nin POZİTİF olması yeni veya eskiden geçirilmiş bir hastalığın olduğunu, Anti-Hbs POZİTİF olması hastalığa karşı bağışıklığı gösterir. Eğer kişi aşı yaptırmış veya hastalıkla karşılaşmış ise Anti-Hbs POZİTİF dir. Ayrıca hepatit B virüsü ile yeni bir enfeksiyon şüphesi var ise bu testler hemen sonuç vermeyebilir. Bu sebeple yeni enfeksiyon şüphesinde, HBV DNA bakılması en duyarlı testtir. İlaveten HbsAg ve Anti-Hbc IgM bakılması gerekir.

Kronik HBV hastalarında belirti ve bulgular daha silik ancak süreklilik kazanır. Bu silik belirtiler zaman içinde giderek artış gösterir. Hastaların çoğunluğunda devam eden bir halsizlik söz konusudur. Çabuk yorulma, güçsüzlük, sağ-üst yan ağrısı bulunabilir. Hastaların büyük bir kısmında herhangi bir şikayet bulunmayabilir.

Siroz kronik HBV hastalığnın ileri dönemlerinde ortaya çıkan karaciğer dokusunun giderek tahrip olmasından kaynaklanan bir klinik durumdur. Siroz gelişimi uzun bir süre içinde gerçekleşir ve bu sürenin büyük bir bölümünde hastalığa ait önemli bulgulara rastlanmayabilir. Hastalarda çoğu kez halsizlik ve yorgunluk bulunur. Hastalar arasında bu durum kanıksandığı için ilerleyen bu süreç gözden kaçabilir. Hastalığın ileri dönemlerinde vücutta kırmızı damar lekeleri, avuç içlerinde kızarmalar, karında şişlik, el ve ayaklarda ödem adı verilen şışlikler, ciltte incelme, kuruma gibi belirti ve bulgular ortaya çıkar.

Hastalık çoğunlukla sinsi seyir göstermektedir. Karaciğer dokusunda ortaya çıkan tahribat erken dönemde fark edildiğinde kullanılabilecek ilaçlarla bu olumsuz gidiş kontrol altına alınabilmektedir. Ancak bu durum gözden kaçtığında hastalarda ilerleyici bir karaciğer hasarı ortaya çıkabilir. Bu nedenle hastaların düzenli olarak kontrollerini yaptırmaları, hekimin kendisinden yaptırmasını uygun gördüğü testleri yaptırması ve gerektiğinde tedaviyi kullanması gerekmektedir.

Kronik HBV’li hastaların karaciğer dokusunda ortalama 20-30 yıllık bir süre içinde siroz gelişebilecek değişiklikler ortaya çıkar. Ancak bu süreç bazen çok daha uzun sürebilmektedir. Bazı hastalarda da siroza gidiş daha hızlı olabilir. Hastalarda siroz gelişimine neden olan faktörler arasında ileri yaş, alkol kullanımı, madde bağımlılığı ve beraberinde bir başka karaciğer hastalığı (kronik HCV, alkolik karaciğer hastalığı, yağlı karaciğer vb) bulunması etkili olmaktadır. Bunun dışında sigara ve tütün kullanımı ile erkek cinsiyette siroz gelişiminin daha yaygın olduğu gösterilmiştir.

Kronik HBV hastalarında ileri yıllarda karaciğer kanseri gelişme riski söz konusudur. Bu durum özellikle siroz gelişiminin ardından ya da bağımsız olarak ortaya çıkabilir. Bazı faktörler siroz gelişiminde olduğu gibi kronik HBV hastalarında karaciğer kanser gelişimini hızlandırabilir. Bunlar, alkol kullanımı, hastalarda siroz bulunması, ileri yaş ve madde bağımlılığıdır. Bunun dışında karaciğer kanserinin daha yaygın olarak erkek cinsiyette ortaya çıktığı saptanmıştır.

Günümüzde Kronik HBV tedavisinde önemli gelişmeler yaşanmış ve ilerleme kaydedilmiştir. Tedavi için kullanılan iki tip ilaç vardır. Bunlardan ilki interferonlar, diğerleri de antivirallerdir. İnterferon grubu ilaçlar virusun tamamen ortadan kaldırılması amacıyla kullanılan ve bağışıklık sisteminin çalışmasını daha güçlü kılan ilaçlardır. Bunlar yaklaşık bir sene kadar kullanılır ve daha sonra kesilir. Tedaviden sonra hastalığın ilerlemesi ya da yok edilmesi söz konusu olabilir. İnterferon tedavisinin başarısız olması ya da çeşitli nedenlerle kullanılamaması durumunda antiviral ilaçlar tercih edilir. Ancak bu ilaçların tedavi alanında kullanılabilmesi için çeşitli şartlar gerekmektedir. Bunlar arasında HBV DNA denilen virusun genetik yapısının kantitatif değeri bilinmeli ve enzim düzeyi saptanmalıdır. Bunların belirli kriterleri tutması durumunda uygulanacak olan tedavi ile virus çoğalması engellenebilir. Günümüzde uygulanan antiviral tedavi ile başarılı sonuçlar alınmaktadır. Ancak antiviral tedaviye başlandıktan sonra sürekli kullanım gerekliliği ve hastalığın tamamen ortadan kaldırılamaması önemli dezavantajlarıdır. Bunun dışında sürekli ilaç kullanımı nedeniyle maliyet artışı da bir sorun olarak görülmektedir. Antiviral ajan kullanımı gerekmeyen hastalar, viral yükü düşük ve hastalığın ilaçsız kontrol altında tutulabilecek formlarına sahip olan hastalardır. Ancak ilerleyen dönemlerde hastalığın ilaç kullanımını gerektirecek formlara dönüşümü söz konusu olabileceğinden bu hastaların da periyodik olarak kontrol edilmeleri gerekmektedir.

Evet. Kronik HBV hastalarında günümüzde uygulanan interferonlar ve antiviral ajanlarla başarılı tedaviler söz konusudur.

İNTERFERON ALFA-2B

İnterferonlar günümüzde Pegile interferon olarak adlandırılan formlarda kullanılan ve kronik hepatit B ve C tedavisinde bağışıkılk sistemi üzerinde olumlu etkiler sergileyerek virusu ortadan kaldıran bir ajandır. Pegile inferferonlar haftada bir kez  kas içi uygulama ile kullanılır.  İnterferon tedavisinin yan etkileri;

Gribal enfeksiyona benzer belirtiler , depresyon, ishal, bulantı, halsizlik, iştah kaybı, saçlarda zayıflama, kan hücrelerinde geçici azalmalar, bazen kusma ve cinsel güçte azalmalar,

oluşturabilir. Ancak  bu yan etkiler tedaviden sonra tamamen ortadan kalkar.

Hepatit B bulaşını engellemek için kan ve kan ürünü kullanımının güvenli hale getirilmesi son derece önemlidir. Bunun dışında güvenilir cinsel yöntemler, kondom kullanımı, enjektör iğnelerinin doğru şekilde depolanarak atılması (özellikle tıbbi atıklara dikkat edilmesi gerekmektedir). Sağlık çalışanlarının kan ve kan ürünleri ile teması oldukça fazla olup, bunların da lateks eldiven kullanmaları gerekmektedir.

HBV hastası ile aynı evde yaşayan kişilerin çatal, bıçak, bardak vb ayrımına gitmelerine gerek yoktur. Diş fırçası, jilet ve usturaların temizliğine dikkat edilmesi ve diğer insanlarla paylaşılmaması gerekmektedir. Kozmetikle ilgili yerlerde kuaför, berber,manikür -pedikür yapılan yerlerde aletlerin temizliğine dikkat edilmesi gerekir)

·Uyuşturucu kullanımın önlenmesi ve kullananlara yönelik toplumsal eğitimler

Hepatit B aşısı 3 dozluk uygulama gerektiren bir aşı bu üç dozun sonunda % 95 oranında koruyuculuk sağlar. Bu üç doz en az 12 yıl kişileri Hepatit B Virus (HBV) Enfeksiyonundan  korumaktadır.

Yeni doğan bebekler, tüm yetişkinler, uyuşturucu kullananlar, son 6 ay içersinde birden çok seks partneri olan kişiler ve cinsel yolla bulaşan bir hastalığa sahip olanlar, homoseksüeller, biseksüeller , hemofili hastaları, diyaliz hastaları, tüm sağlık çalışanları, hapishane çalışanları ve hapishane mahkumları, özürlü bakım evleri personeli, dünya üzerinde Hepatit B Virus (HBV) Enfeksiyonu açısından riskli bölgelere seyahat eden kişiler…hepatit B aşısını ivedilikle yaptırmalıdır.